" خاتون " -ا خوش گلدينيز عوثمانلي قادين شاعيرلري : ياشارنزيهه بوكولمز
OSMANLI KADIN ŞAİRLERİ : Yaşar Nezihe Bükülmez
 
Yaşar Nezihe Bükülmez ‘in Hayatı


”Toplumcu şiirimizde gerçek bir direniş türküsüdür Yaşar Nezihe Hanım. Gerçekçi şiirimizin ilk örneklerini vermiş bir kadın şairimizdir. Amele Cemiyeti’ne üye olmuş; militan şiirler yazmış; toplumsal konulara ilişkin düşüncelerini düzyazılarıyla açıklamıştır. Bu yüzden suçlanmış kovuşturmalara iftiralara uğramıştır. Bazı çevrelere göre artık “modası geçmiş” bir konu olabilir Yaşar Nezihe Hanım’ı anlatmak ama ben öteden beri bunu yapmak istedim. Duygusal bir yazı değil bu. Yaşar Nezihe’nin yoksulluğun acıların şairi olarak tanıtılması onun toplumcu ve direnişçi yanının adeta yok sayılması önce edebiyat tarihimiz açısından yapılmaması gereken büyük bir yanlıştır. Şiirlerini bir duygu ve acılar kanavasında yorumlamak onu basite indirgeyerek sıradanlaştırmak olur. Ülkemizde duygu ve acı şairi olarak bilinen onlarca şair gelip geçmiştir. Gerçekte kadın şairleri sıradan acılar ve duygularla birlikte düşünmek alışılmış bir ekinsel-geleneksel davranış ülkemizde. “1 Mayıs” şiirinin yazarı Yaşar Nezihe’nin asıl toplumcu yanı önemlidir ve bu yönüyle edebiyat tarihimizdeki gerçek yerini almalıdır o.

Yaşar Nezihe o kadar dışlanmış bir şairdir ki ölmeden otuz altı yıl önce öldüğü duyurulmuştur. Ölmüş olması mı istenmiştir acaba? Yok saymanın sıfır noktası bu… Bazı antolojilerde ölüm tarihi 1935 olarak verilmiştir. Oysa 1971 yılında ölmüştür Yaşar Nezihe. Tam doksan bir yıl dirençle yaşamış; yaşamın tüm zorluklarına göğüs germiş; 1977 yılında ölen tek oğlu Vedat’ı bin bir güçlükle büyütmüştür. Peki kimdir bu toplumcu şair Yaşar Nezihe Hanım?

Yaşar Nezihe 17 Ocak 1880 günü Silivrikapı’da Hünkâr İmamı Sokağı’nda yoksul bir evde doğmuştur. Bahçesaray’lı Tatar bir ailenin kızı olan annesi Kaya( sonra Eda ) Hanım ve diğer dört kız kardeşi o doğduktan sonraki yıllarda veremden ölmüşlerdir. Babası Kantar İdaresi’nde memur geçim sorunları altında ezilen alkolik ve cahil bir kişidir. Gizlice mahalle mektebine yazılan Yaşar Nezihe’yi okumak istemesi nedeniyle evden kovmuştur. Şair’in kendi anlatımına göre dere kenarlarından papatya ısırgan otu deve dikeni ebegümeci tohumları toplayarak aktarlara satıp kazandığının kırk parasını mahalle mektebinin hocasına kırk parasını da kalfaya vererek bir süre okuma isteğini doyurmak için çabalamıştır( Toros Taha(1998 ) Mazi Cenneti I s. 130-148 İletişim İst.). Böylelikle ancak bir yıl mahalle mektebine devam edebilmiştir. Aldığı eğitim bu kadardır. Yaşamı süresince geçimini sağlamasına büyük ölçüde yardımcı olacak dikiş - nakış bilgisini de yine bu dönemde komşu kızlarından edinmiştir.

Yaşar Nezihe edebiyatı aruzla şiir yazmayı kendi kendine öğrenmiştir. Taş basması ne kadar aşk kitabı varsa hepsini satın alıp okumuştur. İlk şiiri on beş yaşındayken “Malûmat” gazetesinde yayımlanmıştır. Şarkı formunda ve Leyla Feride imzasıyla yayımlanan bu şiiri Ahmet Rasim çok beğenmiştir. Şiirlerini gerçek adıyla değil genellikle Mazlume ve Mahmure takma adlarıyla yayımlamıştır. Şöyle anlatıyor: “ Eski zaman dergilerinde en çok benim şiirlerim yayınlanırdı. Bunların tümü yaslı dertli ve acılı şeylerdir. Bestelenen bir iki şarkım vardır ki meyhanelere devam eden mutsuz kişileri ağlatırdı!” ( Toros age s. 130 ).

1901 yılında Terakki gazetesinde yazmaya başlamıştır. “Hanımlara Mahsus Gazete” nin adeta daimi yazarı olmuştur. Yaşar Nezihe; “Sabah” “Menekşe” “Kadın Yolu” ve “Kadınlar Dünyası” gibi dergilerde yıllarca şiirlerini yayımlamıştır. Şiirlerini 1913 yılında “Bir Deste Menekşe” adlı kitapta toplamış; kendisini edebiyatımızda acıların şairi olarak tanıtan “Feryatlarım” adlı şiir kitabını 1924 yılında yayımlamıştır. “Nevsal” adlı yayında kısa biyografisi Akşam ve Tanin gazetelerinde yaşamını anlatan iki kupür yayımlanmıştır.
Asıl ilginç olanı: Bir Alman olan Prof.Dr. Martin Hartmann’ın 1919 yılında Berlin’de yayımlanan “Dichter Der Neuen Türkei” adlı antolojisinin 81-83. sayfaları Yaşar Nezihe’ye ayrılmıştı. Bizim edebiyat tarihçilerimizin ise o ana kadar bir kadın şair olarak Yaşar Nezihe hakkında bilgileri yoktu. Bu yıllarda Alman “sol” akımları Spartakist sempatizanlar Türkiye’ye gidip geliyorlardı. Hartmann’ın bu yollardan Yaşar Nezihe’nin adını duyması olasıdır.

Yaşar Nezihe yaşamı süresince üç kez evlenip boşanmış; iki kez intihar girişiminde bulunmuştur. Yaşar Nezihe Hanım ilk aşkı Hilmi çavuş ile iki yıl elli gün evli kaldığı eski kocası Yusuf Niyazi Bey ile de 1911 yılından itibaren kırk yıl mektuplaşmıştır. Kırk beş yıl memurluk yaptıktan sonra 1912 yılında koleradan ölen babasından kendisine 45 kuruş maaş bağlanması üzerine Yaşar Nezihe bu komik maaşı gazetelere mektup göndererek protesto etmiş bir yıl sonra şiirleri ve bu yazılar nedeniyle hakkında soruşturma açılmıştır. Daha sonra bu soruşturma konusu ülkemizde kadın haklarının ilk savunucularından olan değerli bir kadın yazarımız Nezihe Muhittin Hanım’ın ilgisiyle kapatılmıştır. Taha Toros Yaşar Nezihe’nin devlete/yetkeye karşıtlığını Mazi Cenneti I’de bu iki olayla sınırlamaktadır. Bir diğer konu da şöyledir: Yaşar Nezihe Hanım doğduğu Hünkar İmam Sokağı’na adının verilmesini istemişti. Elli iki yıl önce basında dile getirdiği bu isteği o sırada vali ve belediye başkanı olan Muhittin Üstündağ tarafından yerine getirilmek istenilmişti ama bu işlemin sağlığında yapılması şehir meclisi geleneğine aykırı görülmüştü. Bugün Yaşar Nezihe adının Hünkar İmamı sokağına verilip verilmediği bilinemiyor( Toros age s.148 ).

Yaşar Nezihe onurlu ve güçlü bir kadın kanımca. Yaşam ve geçim sorunları karşısında asla pes etmemiş; her türlü işe girip çıkmış bir kadın… Darphane’de işçi olarak çalışmış. Eşlerinin üstüne kuma getirme isteklerine direnmiş; böyle bir şeyi kabul etmeyerek kadınlık onurunu korumuş çocuklarını yanına alarak onları terk etmesini bilmiştir. “ 1 Mayıs” ve grev şiirleri yazdığı için gözaltına alınmış şiirlerine el konulmuştur. Ancak Yaşar Nezihe’nin militan savaşımının bugüne kadar neden unutturulmaya çalışıldığı doğru dürüst bir araştırmaya konu oluşturamadığı ilginçtir.Yaşar Nezihe’nin yaşadığı 1880-1971 dönemi gözönünde bulundurulacak olursa bu dönem dünyada ve ülkede toplumculuk adına çok sayıda önemli gelişmelerin ortaya çıktığı kırmızı kalemle yazı yazanın bile kovuşturulduğu önemli bir dönemdir. Yaşar Nezihe ise bu dönemin olaylarına oldukça donanımlı ve bilinçli bir biçimde tanık olmuştur. Toplumcu düşünlere kitaplara nasıl ulaşmıştır? Marksçı fikirleri okumuş mudur? Kimlerle konuşmuş görüşmüştür? Bu sorular çerçevesinde öyle betimlendiği gibi yoksul zavallı filmlerdeki “ekmekçi kadın” tipi ile karşı karşıya olmadığımız açıktır. Nazım Hikmet öne çıkarken neden Yaşar Nezihe geride kalmıştır? Bu durum salt şair kalitesi ve hatırlı dostlar yoksullukla açıklanamaz. Bir kadın olduğu için ona acınmış olabilir mi?

Yaşar nezihe’nin şiirlerini iki bölüme ayırarak incelemek olanaklıdır. Birinci bölümde Taha Toros’un “Mazi Cenneti I” adlı kitabında sürekli olarak vurgu yaptığı acı hayal kırıklığı ve yoksulluğa ilişkin şiirler vardır. Yaşar Nezihe bu şiirlerinde aruzu ustaca kullanmıştır. Bir gazelinden aldığım şu örnek ilginçtir: “Kapanmış işte Hudanın da babı merhameti/ Geçer şu ziri zemine dua nedir bilmem.”( Kapanmış işte Tanrının da merhamet kapısı/ Geçer şu yerin altına dua nedir bilmem.)”Bilmem” redifli bu gazel gibi diğer gazellerinin de dili dönemine göre oldukça sade bugün bile anlaşılabilir düzeydedir. Buna diğer bir gazelinin giriş bölümünden örnek verecek olursak: “ Gönül elbette bir gün şad olursun böyle kalmazsın/ Bu gamdan giryeden azat olursun böyle kalmazsın” Yaşar Nezihe yukarıdaki dizelerinden de anlaşılacağı üzere materyalist/ ateist düşünmekte ve asla kendine olan inancını yitirmemektedir. Bu inanç onu yaşam savaşımında ayakta tutmuştur. Onda doğu kültürüne has tevekkülden/her şeyi Tanrıdan bekleme davranışından eser yoktur. Burada akla gelen Yaşar Nezihe’nin gerçekte diyalektik materyalist dünya görüşü hakkında genç yaşından beri oldukça bilgi edinmiş olduğudur. Başka bir deyişle Yaşar Nezihe Hanım Taha Toros’un kitabında “acıların kadını” olarak yorumladığı Yaşar Nezihe Hanım’dan çok farklı “militan” “savaşımcı” ve “bağımsız” kişiliğe sahip bir şairdir. Ruhçözümsel olarak bana ilginç gelen; mektuplarına yansıyan “sevgi” isteği ve “sevgisizlik” eksikliğini giderme gereksinimi; veri kültürde bir kadın olarak tek başına yaşam sürdürmenin geçim endişesinin çekilmezliğidir. Mektupları yalnızlığını sevgisizliğini gidermeye yardımcı olmuş; bu bakımdan Taha Toros’un dediği gibi ona yaşam boyu dayanma gücü ve avunma sağlamıştır.
Yaşar Nezihe’nin materyalist görüşleri nedeniyle ne gibi sorunlarla karşılaştığı araştırılıp aydınlatılması gereken bir konudur. Taha Toros görüşme yaptığı için bu konularda bilgiye sahip olabilir. Ancak “Mazi Cenneti I” de bu konulardan hiç söz etmemiş; Yaşar Nezihe’yi daha çok “melodramik” biçimde yansıtmayı ve tanıtmayı yeğlemiştir. Yaşar Nezihe’nin “ 1 Mayıs” şiiri bu bakımdan Taha Toros’un kitabında vurgulanan “melodramik” mizansendekinden daha farklı bir kadın şair kişiliği ile karşı karşıya olduğumuzu düşündürmektedir. Bu şiirin tamamı şöyledir:

“ 1 MAYIS Ey işçi…/ Bugün hür yaşamak hakkı seninken/ Patronlar o hakkı senin almışlar elinden./ Sa’yınla edersin de “tufeyli”leri zengin/ Kalbinde niçin yok ona karşı yine bir kin?/ Rahat yaşıyor işçi onun emrine münkâd;/ Lakin seni fakr etmede günden güne berbâd./ Zenginlere pay verme yazıktır emeğinden./ Azm et de esaret bağı kopsun bileğinden/ Sen boynunu kaldır ki onun boynu bükülsün./ Bir parça da evlatlarının çehresi gülsün.

Ey İşçi…/ Mayıs birde bu birleşme gününde/ Bişüphe bugün kalmadı bir mani önünde…/ Baştanbaşa işte koca dünya hareketsiz;/ Yıllarca bu birlikte devam eyleyiniz siz./ Patron da fakir işçilerin kadrini bilsiz/ Ta’zim ile hürmetle sana başlar eğilsin/ Dün sen çalışırken bu cihan böyle değildi./ Bak fabrikalar uykuya dalmış gibi şimdi./ Herkes yay kaldı ne tren var ne tramvay/ Sen bunları hep kendin için şan-ü şeref say…/ Birgün bırakınca işi halk şaşkına döndü./ Ses kalmadı her velvele bir mum gibi söndü.

Sayende saadetlere mazhar beşeriyet; / Sen olmasan etmezdi teali medeniyet./ Boynundan esaret bağını parçala kes at!/ Kuvvetedir hak. Hakkını haksızlara anlat.”


Bu şiirde açık bir “militan” söylem hakimdir. Şair; grevin işçinin kapitalist ile savaşımında hakkını alması için önemli ve etkili bir siyasi araç olduğunun bilincindedir. Döneminin koşullarına göre düşünsel düzeyde öncü/avant-garde bir şiirdir bu. Şiirin ilk bendi on bir ikinci bendi on üç üçüncü bendi dört dizeden oluşmuştur. Biçimi özgündür. Kimi sapmalar sert sesliler kullanılmıştır. Dizeler ikişerli olarak uyaklıdır. Uyaklar yukarıdan aşağıya coşkulu ve epik bir okuma akış sağlamaktadır. Sesli okunduğunda Tevfik Fikret’in Mehmet Akif Ersoy’un şiirlerine benzer sesler duyulmakta çağrışımlar akla gelmektedir. Yaşar Nezihe’nin 1 Mayıs şiiri bir “düşünce ve eylem” şiiri olarak her türlü duygusallıktan da yoksundur. “Proleter disiplinin sesi”yle yazılmıştır ve “gerçekçi” dir. Dili oldukça sadedir. Bir işçi okusa anlayacak şekilde kaleme alınmıştır.

Yaşar Nezihe üzerine düşünürken Enver Gökçe aklıma gelip durdu. Ne ilgisi var denilebilir. Bence koşutluklar var yaşamlarında. Önce yoksulluk; kovuşturmalar… Şiirleri çok farklı doğal olarak. Yaşar Nezihe şiirini yenileyememiş olabilir. Baskılardan yılmış olabilir. Onu unutturanın ne olduğu da araştırılmalı kanımca. Neden; şimdi olduğu gibi “Marksçılığın moda olmaktan çıkması toplumcu gerçekçiliğin bireysel psikiyatrik sorun olarak kabul edilmesi” değildi kuşkusuz. Bunun tam tersi bir dünya vardı. O halde ne oldu da unutturuldu? Yaşar Nezihe “başkaldırmış” bir militan/şairdi. Onu bu yönüyle yeniden değerlendirerek şiirini ve kendisini toplumcu edebiyatımızdaki gerçek yerine oturtmalıyız.”

Yaşar Nezihe Bükülmez ‘in Hayatı

1880 yılında İstanbul’da doğan Yaşar Nezihe[5] yoksul bir ailenin çocuğudur. Annesinin ölümünden sonra baş başa kaldığı babası okuması yazması olmayan bir müstahdem olup kızının okumasına ortam sağlayamamıştır. Yoksulluğu ve eğitimsizliği ile sosyal statüsü ve yaşam standardı yüksek ailelere mensup diğer kadın şairlerden ayrılan Yaşar Nezihe kendi kendisini yetiştirmiştir. Yoksulluk ve sıkıntılar ömrü boyunca arkasını bırakmamış yaptığı üç evlilikte de mutlu olamamış geçimini sağlamak için evde ve dışarıda çeşitli işlerde çalışmak zorunda kalmıştır. Edebiyat sıkıntılı hayatının yegâne saadetidir. Şiirlerini Bir Deste Menekşe (1915) ve Feryatlarım (1924) adlarıyla kitaplaştıran Yaşar Nezihe’nin yaşantısına âyinedarlık eden karamsar bir şiiri vardır. Batı etkisi taşıyan şiiri yer yer toplumsal ve siyasî değiniler de taşır. Güçlü ve dirayetli bir mizaca sahip olan Yaşar Nezihe (Bükülmez soyadını almıştır) 1971 yılında İstanbul’da ölmüştür.


Yaşar Nezihe Hanım Osmanlı Dönemi Kadın Şairelerin en kem en kara bahtlı şairesidir. Onun hayatı başlı başına bir romandır. Doğduğu gece başlayan fırtına iki kere intihar girişimine rağmen 91 yıllık hayat mücadelesi boyunca onu terk etmemiştir.

Ne babadan ne kocadan ne kaderden nede rejimden yana rahat yüzü görmemiş mazlumedir O. Babası çektirmiş küçük yaşta annesiz kalmış kocası aldatmış hayat çok sevdiği (Vedad ve Suad) yavrularını elinden almış gurbetin kahrını çekmiş rejimin gazabına uğramış bir şaire.
Mazlume olduğu kadar hayata ve haksızlığa direnmesini de bilen bir direnişçidir de. Zaman zaman yazdığı sivri şiirleri ve yazıları başına belalar açmıştır. Bu yüzden kovuşturma geçirmiştir.

Taha Toros Yaşar Nezihe’nin devlete/yetkeye karşıtlığını Mazi Cenneti I’de şöyle anlatır:

Kırk beş yıl memurluk yaptıktan sonra 1912 yılında koleradan ölen babasından kendisine 45 kuruş maaş bağlanması üzerine Yaşar Nezihe bu komik maaşı gazetelere mektup göndererek protesto etmiş bir yıl sonra şiirleri ve bu yazılar nedeniyle hakkında soruşturma açılmıştır. Daha sonra bu soruşturma konusu ülkemizde kadın haklarının ilk savunucularından olan değerli bir kadın yazarımız Nezihe Muhittin Hanım’ın ilgisiyle kapatılmıştır.

Abdullah ŞEVKİ onun için: Amele Cemiyeti’ne üye olmuş; militan şiirler yazmış; toplumsal konulara ilişkin düşüncelerini düzyazılarıyla açıklamıştır. Bu yüzden suçlanmış koğuşturmalara iftiralara uğramıştır. Demektedir.

Ezilen işçi kesimine vermiş olduğu destek ve yazmış olduğu 19 Mayıs şiiri onun sosyal içerikli olaylara duyarsız kalmadığını göstermektedir.

Aynı yazısında Abdullah ŞEVKET: Asıl ilginç olanı: Bir Alman olan Prof.Dr. Martin Hartmann’ın 1919 yılında Berlin’de yayımlanan “Dichter Der Neuen Türkei” adlı antolojisinin 81-83. sayfaları Yaşar Nezihe’ye ayrılmıştı. Bizim edebiyat tarihçilerimizin ise o ana kadar bir kadın şair olarak Yaşar Nezihe hakkında bilgileri yoktu. Diye yazmaktadır.
Hatta o kadar habersizlerdir ki Şaireden hayattayken onun ölüm tarihini 1935 olarak göstermişlerdir. Oysa Şairemiz 1971 vefat etmiştir.” Bekir Urfalı

Kendileri ile Taha Toros beyin bir kitabında tanıştık. Sonra SOMBAHAR ve NAR’da da karşılaştık. O ne yaman trajedi ya rabbim. Bakmayın fotoğrafta öyle…



Taha Toros Bey Yaşar Nezihe Hanım


Taha Toros Bey kadın şairler konusunda bir kitap hazırlamaktadır. Yaşar Nezihe’nin Feryatlar’ını okumuştur. Çeşitli gazete ve dergilerde rastlamıştır adına ve şiirlerine Martin Hartmann’ın 1919 yılında yayımladığı Dichter Der Neuen Türkei adlı kitabında da.

Aylarca iz süren Taha bey 4 temmuz 1934 günü Aksaray Oruçgazi sokaktaki 4 numaralı evin kapısını çalar. Kapıyı açan kadının Yaşar Nezihe hanım olamayacağını belki hizmetçisi olabileceğini düşünür. Yanılmıştır. Kapıyı açan Yaşar Nezihe’dir. Bulmuştur ya artık günlerce konuşurlar. Taha beye güvenmiştir Yaşar Nezihe hanım. İçini döker ona. Evrak-ı metrukesini sunar…

Silivrikapı’da bir adı da Hünkar İmamı sokak olan Hünkarbeğendi sokakta bir viranede doğar Yaşar Nezihe (17 ocak 1880) Babası belediye kantarcısı Sarhoş Kadri efendidir annesi ise Kaya hanım. Tatar asıllı eşinin adını beğenmeyen Kadri efendi ona Eda ismini layık görmüştür. Zavallı Kaya/Eda; beş kız doğurduktan sonra 1886 yılında 25 yaşında rahmetli olacaktır. Beş kızdan yalnızca üç numara yani Yaşar Nezihe yaşayacaktır. Ama ne yaşayacaktır…

Viranede Yaşar Nezihe ve babasından başka iki kişi daha vardır. Kötürüm ve zalim bir amca ile titiz ve geçimsiz bir teyze. Gençlik çağında yaşadığı bir aşka ömür boyu sadık kalmış olan bu teyze aşkını ve başka ünlü aşkları anlatmış geceler boyu küçük Yaşar Nezihe’ye. Hem de şiirleriyle şarkılarıyla…

Okul çağı gelir. Babası okumasına karşıdır. Kendi başına okula giden Yaşar Nezihe der ki Hoca hanıma:
-Ben öksüzüm Hoca efendi beni de okutun.
Sınıf arkadaşları ona “kendi gelen” adını layık görürler. Durumu öğrenen babası onu döver ve evden kovar. Bir komşuya sığınır Yaşar Nezihe. Müthiş bir okuma hırsı vardır amma beş parası yoktur. Dere kenarlarından papatya ebegümeci tohumu… toplayıp aktarlara satar kazancının 40 parasını hoca hanıma 40 parasını da kalfaya verir. Bir yıl kadar sürer bu. Gördüğü bütün tahsil budur.

Komşu kızlardan dikiş nakış öğrenen Yaşar Nezihe kazandığı parayı taş baskısı aşk kitaplarına yatırır. Aşk kitapları okuya okuya bir genç kız olur.
Yıl 1896. Babası sokaktan geçen birini Hilmi Çavuş’u gösterir Yaşar Nezihe’ye. Ve:
-Seni ona vereceğim der. Her gün karakolun önünden geçer Yaşar Nezihe. Birkaç kez göz göze gelir Hilmi ile. Bakışarak gözleriyle sevişirler. Bir gün de bohçacı kadın bir mektup getirir Hilmi’den “Gonca dehanım muhabbetli sultanım” diye başlayan bir mektup. Daha sonraları alacağı yüzlerce mektubun yanında bu ilk mektubun yeri bir başka olacaktır. Ne var ki Hilmi’sine kavuşamayacaktır Yaşar Nezihe.
İlk şiiri 1895 yılında Malumat gazetesinde yayımlanır. Mazlume ya da Mahmure adıyla. Daha sonra Terakki Hanımlara Mahsus Gazete sabah Menekşe Kadın Yolu Kadınlar Dünyası Aydınlık gibi gazete ve dergilerde yıllarca yazacaktır. Aydınlık’ta oğlu Vedat da yazacaktır bir zaman.
Babasını arzusu ile evlendiği ilk kocası Atıf Zahir tam 27 yaş büyüktü Yaşar Nezihe’den. Nikâhtan sonra gelip onların viraneye yerleşmişti. İçgüveysi olmuştu yani. Bir yıl sonra çocuğu olmuyor diye boşadı onu daha önce üç kez evlenmiş amma baba olamamış Evkaf kâtibi Atıf Zahir.
İkinci kocası bir mühendisti Mehmet Fevzi bey. Altı yıllık evliliklerinde altı ay kadar ancak beraber oldular. Bu arada üç çocukları oldu. Ve Yaşar Nezihe’yi terketti gitti bir gün mühendis bey. Yıl 1910 idi. Suat ve Sedat gıdasızlıktan öldüler. Yaşar Nezihe 1915 yılında bir haber aldı mühendis beyden.

“Ağır hasta imiş beni evine çağırıyordu. Hiç titremeden gittim. Karyolasında son dakikalarını yaşıyordu. Benim elimden bir yudum su istedi. Arzusunu hemen yerine getirdim. Suyu içtikten sonra yaşlı gözlerle;
— Beni affet Nezihe dedi. Beynimde beş yıllık sürünmenin onun yüzünden fidan gibi iki çocuğumu kaybetmenin tartışmasını yaptım. Çektiğim acılarla nasırlaşmış kalbimin son cevabını verdim:
—Affedemem… Üç saniye sonra gözlerini kapadı. Avucumun içindeki eli buz gibi soğudu ölmüştü”

Üçüncü evliliği ancak elli gün sürmüştü. Hikayeci gazeteci ve tahrirat katibi Yusuf Niyazi beydi üçüncü kocası. Sanki şeytan tüyü vardır çapkın Yusuf Niyazi’de belki on kez evlenmiştir. Aslında tanışmaları eskidir. Hatta iki yıl da nişanlı kalmışlardır ondokuzuncu yüzyılın son yıllarında. Ama babasını gözü bu efendiyi tutmamış ve vermemiştir Yaşar Nezihe’yi ona. Nasipmiş ki iki yıl nişanlı kalıp ayrıldıktan yıllar sonra evlenirler (10 Temmuz 1912)

Alır Cide’ye götürür Yaşar Nezihe’yi. İki karısı vardır orada onları da getiri eve. Dayanamaz Yaşar Nezihe bu ayıba. İstanbul’a döner ve boşanmak için mahkemeye başvurur. Ve boşanır. Çok direnir amma boşanmamak için Yusuf Niyazi. Boşansalar da mektuplaşırlar nişanlılıklarında mektuplaştıkları gibi. Bir sepet dolusu mektup kalmıştır Yusuf Niyazi’den ona kala kala… Yeniden evlenebilmek için ne diller döker o mektuplarda Yusuf Niyazi bir bilseniz. Anlaşılan Yaşar Nezihe’nin inceliğini hiçbir kadında bulamamıştır.

Acılara yoksulluğa açlığa iğnesiyle ve şiirleriyle dayanır. Komşularının cephedeki erkeklerine mektuplar yazarak da üç beş kuruş kazanır. İki kez intihara kalkışır. Oğlu Vedat’ı okutur.

1912 yılında koleradan ölen babasından 1924 yılında 50 kuruş aylık bağlanır Yaşar Nezihe’ye. Bu gecikmiş ve komik aylığı gazetelere yolladığı protesto mektuplarıyla kınar. Mürettipler Grevi’ni anlatan şiiri ve bu grev sırasında yaptığı bir konuşma yüzünden soruşturma da geçirir. tan Nezihe Muhittin hanımın ilgisi sayesinde kurtarır kanundan paçayı. Soyadı kanunu çıkınca da BÜKÜLMEZ soyadını alır. Gerçekten de yenilmez yıkılmaz bükülmez ve tam doksanbir yıl yaşar. 5 Kasım 1971′de göçer bu dünyadan






Eserleri:

Bir Demet Menekşem (Marifet Matbaası 1913 veya 1915)
Feryatlarım (Vatan Matbaası 1924)
Çok sayıda şiir ve yazısı ise gazete ve dergi sayfalarında kalmıştır.

Aşağıdaki dizeler
“Ekmek ve Kömür İhtiyacı” adlı şiirinden alınmış

Satıldı evlerin eşyası hep bir ekmek için
Ne yaptı millet acep bu azabı çekmek için
Kiminde kalmadı yatmak için yatak yorgan
Şaşırdı yollarını genç kadınlar oldu zelil
Eden bu milleti alçaktır böyle sefil
Bir gazeli de şöyle biter
Nezihe halkı feryadıyla taciz eylese çok mu
Ki aşka füştüğü günden beri rüsay-ı alemdir
(rüsvay-alem olmak: herkes rezil olmak)
Bir başka şiirinin sonu da şöyledir
Ah ü feryadın Neziha kimse taayüp eylemez
Bi-vefa bir yare meftun olduğun alem bilir
(Nezihe feryatlarını kimse ayıplamaz
Bilirler çünkü ne vefasız bir yare tutulduğunu)
İşte ünlü bir şiiri

UTANSIN

Bahçıvanın suçu ne ki
Gül solduysa hazan utansın

Duyup kalbimin feryatlarını
Bülbüller ağlamaya utansın
Ben ışıl ışıl bir yıldız idim
Düştüysem yere gökyüzü utansın

Gül soldu ise hazan utansın
Cürmü ne ki bağban utansın
Duysun da figan-ı kalb-i zarım
Zar etmeğe bülbülan utansın
Bir ahter-i şuledar idim ben
Düştüm yere asman utansın

Çiğnenmedeyim cuyuş-i gamla
Bu halime hakdan utansın
Oldumsa zelil teessüf etmem
Zillete koyan zaman utansın
Şimdi siperim bela-yı kahra
Bi-laneyim aşiyan utansın
Faş etmez idim bu raz-ı aşkı
Afaka çıkan figan utansın
Feryadım ederse halkı bizar
Bundan bana ne cihan utansın
Şu haline bak utan diyorlar
Ol afet-i bi-aman utansın
Çeşmimden akan sirişk-i ale
Baksın da sebep olan utansın
Bu şiir-i hazini Neziha
Duysun da şairan utansın

Evrensel Kültür’de Yaşar Nezihe’nin 1 Mayıs şiirleri ile ilgili bir yazı olduğunu duymuştum arıyordum. Bir arkadaşın kitaplığındaki 5 Evrensel Kültür’den biri aradığım Mayıs 98 değil miymiş. Bir sevindim. Güngör Gençay’ın yazısına göre 1 Mayıs ile ilgili iki şiirinden birini 1923 diğerini 1924′de yazmış Y. Nezihe.

Nİsan 2002′de yayınlanmaya başlayan ÖZGÜR DÜŞÜN adlı derginin ilk sayısının 18. sayfasında da vardı bu şiir. İmzasız yazıda bu şiirin Aydınlık dergisinin 1923 yılı Haziran sayısında yayınlandığına ve 1 mayıs ile ilgili ilk Türkçe şiir olduğuna dair bir not da vardı ayrıca.
Evrensel Kültür’deki yazıya göre 1 mayıs 1925 günü yayınladıkları beyaname nedeniyle Aydınlık Orak-Çekiç ve Yoldaş dergilerinden 38 kişi tutuklanmış ve Ankara’ya götürülüp orada yargılanmışlardır.

Cumhuriyet’in konu ile ilgili haberinde Yaşar Nezihe’nin fotoğrafı da varmış. Yaşar Nezihe’nin Ankara’ya götürlüp götülmediğini öğrenememiş Güngör Gençay. ama Ankaradaki sorgularda sık sık geçmiş adı. Sorgu notlarına göre Şefik Hüsnü’nün Yaşar Nezihe’yi öven bir yazısı yayınlanmış o günlerde..

KAYNAKÇA
Taha TOROS: Mazi Cenneti (İletişim 1992)
Burak BARUTÇU: Bedbaht Bir Şairin Feryatları. (Nar sayı 6 Kasım Aralık 1995)
…SOMBAHAR Kadın Şairler Altarı (ÖZel Sayı Ocak Nisan 1994)
Güngör GENÇAY: (Evrensel Kültür Mayıs 1998)
***[Linkleri Sadece Siteye Üyeler Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] internet sitesinden alınmıştır.

Azaplı Geceler
‘Izdırap saatlarında zevcimin hayaline’

Beni pür neş’e görüp sanma şenim
Yanıyor ateşi firkatle tenim.

Hasret oldum da senin gül yüzüne
Diken oldum yine halkın gözüne…

Atarak kûşe’î nisyana beni
Eyledin neş’eye bîgane beni

Düşün ettiklerini bî vicdan!
Şimdi benden değil tan utan!

Seni sevmek mi idi isyanım
Ki geçirdin gam ile ezmanım.

Vatanımdan beni ettin mehcur
Bir saat vermedin aram’ı huzur.

Pederimden de ayırdın zalim
Çiğnedin bir hiç için âmâm!

Eyledin türlü cefa işkence
Göz yaşım oldu sana eğlence.

Silmedin göz yaşımı lûtfederek
Azıcık yapma vefa göstererek.

Acıyıp da bana ey bî insaf!
Hangi âmâlımı ettin is’af

Günde bin türlü cefalar icat
Ederek ömrümü ettin berbat.

Sormadın halimi bir gün gülerek
Bir kere «sevgili zevcem» diyerek!

Bir gün ettin izale elemim
Söyle — için — ey gonca fenim?

Ne zulumlar ne cefalar ettin
Kalb’i mecruhumu çok incittin.

Güldümü bir kere nezdinde lebim?
Geçtimi giryesiz ah! … ruz’u şebim?

Ne zaman lutfuna oldum şayan?
Hangi gün buldu cefalar payan?

Ne zaman dökmedi kanlar dehenim?
Hangi gün bitti meşakım mihnem?

Ne zaman ağlamadı çeşmanım?
Hangi gün yanmadı cevrinle canım?

Ne zaman gusseden ettin azad?
Hangi gün hatırımı ettin şad?

Beni sen kendine ettin de esir
Hangi gün lûtfile ettin dilsir.
Sana her halimi ettim de beyan
Hangi bir derdime oldun derman?

Ne zaman sen beni ettin hurrem;
Hangi bir yarama oldun merhem?

Hangi derdim idi senden gizli?
Hangi gün sordun acep derdi dili?

Ağladım inledim ettim feryat
Etmedin sen bana bir gün imdat

Hangi bir zulumunu tâdât edeyim
Yine senden sana feryat edeyim!

Dile bin zahmı ciğersûz açtrn
Beni gurbette bıraktın kaçtın!

Bu mu icab-ı mürüvvet zalim?
Sormadın lütfederek ahvalim

Eyledin zulm’u hakaret her gün
Söyle! ettim mi şikâyet bir gün?

Tar’ı hüznün ile oldum mahzun
Olmadın sen yine benden memnun.

Seni şen görsem olurdum şadan
Bir küçük handen ederdi handan

Sen idin nur’u ümidim emelim
Seni ben böyle mi sevdim güzelim!
Bana hem can idiniz hem canan
Bence hep sizden ibareti cihan

Yine attın beni mihnetlere ah!
Bu azaplar bu meşakkatlere ah! …

Lânet olsun yine lânet lânet! …
Oldum encamı: garibi gurbet.

Merhamet olsa idi sende eğer
Eylemezdin beni mahunu keder.

Hasretin hüznümü. etti müzdat
İntizarın: beni etti berbat

Hüznüme giryeme oldu badi
Aşkımın da sebebi berbadi.

Hakim odunda bugün gönlüme ah!
Beni etmektesin hicrinle tebah.

Sende mi zalim kadersin gaddar?
Bana cevretmedesin leylü nehar

Şimdi etmekteyim arauyu memat
Seni ben sevmemeliydim heyhat!

Sevmeseydim seni hain elbet
Böyle etmezdim hayata lânet

Kalmadı zerrece aramı huzur
Seni sevdimde ben oldum makhur
Bende ki sabru sehata lânet!
Lânet olsun bu hayata lânet!

Lânet olsun beni iğfal ettin
Bütün âmâlımı pamal ettin!

Aşkıma ruhuma olsun: Lânet! …
Dili mecruhuma olsun: Lânet! …

Lânet etsin bize hep halkı cihan
Lâete nefrete sen ben şayan.

Sana gadretmeden oldum mağdur.
Yine ben mücrimeyim sen mazur!

Sevmeseydm seni hain bî din!
Bu kadar etmez idim ah’ı enin.

Ey olan bais-ü derd’i elemim.
Yanmaz olun elimde kalemim

Yazamam söyleyemem hal’ü dili.
Bitti her şey seni sevdim seveli.

Yazamam söyleyemem şimdi ben ah! ..
Seni ben sevmemeliydim eyvah! ..

Ettin asârımı da mahvu heder
Ne müessir kaldı şimdi ne eser. (1)

Şimdi tatsız oluyor her eserim
Dertten azade değil çünkü serim.
Eserimden bana nefret geliyor
Okusam ruhuma kasvet geliyor.

Bitti evvelki sürür’u şadî
Oldun herbir şeyimin celladı.

Kalemi yazmağa etsem icbar.
Her satır türlü mazahimle çıkar.

Şimdi âlâm’ı derunum yazamam
Çükü: bitab’u zebunum yazamam

Şimdi parmaklarımın kuvveti yok
Kalemi tutmak için kudreti yok

Şimdi birşey yazamam söyleyemem
Dilsiz elsiz mi ne oldum bilemem?

Seni sevdim seveli şahit ilâh! ..
Geçiyor ruz’u şebim böyle siyah

Günlerim şimdi siyahruzu elem
Her şebim oldu leyal’i matem.

Zevkimi gamlara ettin tebdil
Ettin en sonra beni böyle sefil.

Ne ümit kaldı benimçün ne emel
Seni ben sevmemeliydim evvel?

Çare ne bir kere sevdim seni ben.
Lâkin ah! .. ben dahi gittim benden
Hiddet etme bana çatma kaşını…
Kalbimin üstüne gel koy başını.

Dinle gel kalbimin efganını sen.
O da etmekte şikayet senden!

O da mahrum’u safa bî ârâm
O da mahkûm’u cefa pür alâm

O da mecruh o’da inler heyhat:
O da etmekte temenni’i memat!

O da alude’i rene-ü mihnet
O da etmekte cihandan nefret.

O da bin türlü elemle meşhun
O da biçare zavallı mahzun.

O da mahrum’u saadet me’yus
O da mahkûm’u felâket efsus! .

O da oldu gam’ı hasretle tebah
O da bir lahzada etmekte bin “ah! ..”

Gitme karşımdan hayali dildar
Kalalım böyle seninle beydar

Edelim böylece imrar bu şemi
İşte sensin bu azabın sebebi.

Hâkipayın olayını gitme sakın!
Şöyle gel nezdime bir parça yakın.
Bak ta pür girye olan gözlerime

Hiddet etme bu acı sözlerime

Ederim hali dil-ü zarı beyan

Yine kalbim seni sevmekte inan!

Yine ruhum gibi hâlâ severim
Sana hürmet seni takdis ederim.

Beni bin cevrile etsen de tebah.

Nazarımda yine kıymetlisin ah! .

İnkisar etmem emin ol sana ben
Eylesen türlü eziyyet bana sen.

Ederim canımı uğrunda feda
Safveti aşkıma şahittir buda!

Nazarımda yalnız sen varsın
Lâkin eyvah ne kadar gaddarsın

Aşıka zulmu cefa mutadın
Acımaz hiç o dil’i poladın.

Acımazsın bilirim halime sen
Düşman oldun bugün âmâlıma sen.

Acımazsın beni terk etse hayat.
Acımazsın bana heyhat! .. heyhat!

Acısan gönlümü incitmez idi
Böyle gurbette sefil etmez idin.
İşte ömrüm bitiyor inliyerek
Halımı seyrediyorsun gülerek

Acımazsın bana eyvah! . eyvah!
Seni ahenmi yaratmış ?

Zulmuna cevrine kurban olayım
Sitem’ü kahrına kurban olayım.

Sev de evlâtlarını sevme beni
Severim haşredek hürmetle seni.

Terki cevret bana çektirme azap
Etmeyim gayri sana ben de itap

Gitme dur: derdi derunum daha çok
Bilirim sende vefa zerresi yok.

Gitme karşımda dur öyle mebhut
Söyleyim derdimi sen eyle sükût.

Ser’ü balinime gel şöyle biraz.
Ol bu şebzahmü dile merhem saz.

Beni gurbette sen ettin bikes
Düşman oldu bana şimdi herkes.

Yok olan hali dilimden âgâh
Genc’i vahdette garibim eyvah! .

Melekülmevt mi neyim bilmem ben?
Kaçıyor havf ile herkes benden.

Yanyor ateş’i firkat ile dil
Halime ağlamamak elde değil.

Bana hemdem şü zavallı kalemim
Yazarım: derd’i derunum elemim.

Ettiğim hürmet’i tazime bedel
Eyledin sen beni mahrumu emel.

Soracak halimi yok bir kimsem
Bir yudum su verenim yok ölsem

Bin figâna verecek yok bir ses
Ne derin uykuya dalmış her kes! ..

Uyuyor yavrularım da rahat
Bu gece muzdaribim ben gayet.

Bu gece muztaribim mağmumum
Ağlanmaktan da hayıf mahrumum!

Bu şeb âlâmı derunum müzdat
Nerdesin gözyaşı imdat! imdat!

Sana ruhum bu gece pek muhtaç
Çünkü bimarı gama sensin ilâç.

O da imdadıma gelmez hayfa
O da hayfa ki veda etti bana.
Hastaym büster’i mihnette garip
Ne refik var ne ilâç var ne tabip…

Hastayını halime yok rahmedenim
Yanıyor işte serapa bedenim.

Ne hararet! yine hak geldi nöbet
Bilemezsin bu ne müthiş illet.

Öldürür öldürür eyler ihya
Yine etmez bu vücudum imha.

Ah’u feryatla geçer her şeb’ü ruz
Çekilir mi bu azab’u cansuz?

Hedef’i tirü cefanız oldum
Gamı hasrete sarardım sodum

Bak firakınla ne hale girdim
Türlü mihnetle zevale erdim.

Beni ettin de esir’i büster
Etmedi kalbine feryadım eser.

Genc’i hicranda bıraktın me’yus
Merhamet etmedin efsus! .. Efsus! ..

Zevk’i eğlenceye ettin hasret
Yok imiş sende meğer hiç şefkat!

Bana bir bari giran oldu hayat
Yaşamaktan da usandım heyhat
Gayri git eyliyorum işte rica
Kalayım derdim ile ben tenha.

Gayri git katil’i aşk’u emelim
Ediyor işte tekarrüp ecelim

Durma karşımda ki beynim dönüyor
Gayri git şule’i ömrüm sönüyor

Bitiyor işte hayatım zalim
Gayri git katili istikbalim.

Gayri git hürrem’i şadan olarak
Kalayım ben yine giryan olarak.

Gayri git halime güldün yetişir
Gayri git sende üzülün yetişir!

Beni ağaşu memeta terk et
İstemem gayrı çekil git! .. git.

Durma karşımda çakil etme sebat
Edeyim rahat ile tarki hayat

Olayım hâki siyah içre nihan
Seni öldürsün azabı vicdan!

(1) 0 zaman yazdığım şiirler zevcim tarafından yakılmıştır. “Y.N”
Yaşar Nezihe Hanım




Gül ruhlarını gonca-i zibaya değişmem

Gül ruhlarını gonca-i zibaya değişmem
Endamı dîlâranızı tubaya değişmem.

Virane nişîn olsam emin ol ki seninle
Ben meskenimi tarımı balaya değişmem.

Tenha gecelerde beni eyler müteselli
Baykuş sesini bülbülü şeydaya değişmem.

Peymane'i sem nûş ederim saki-i gamdan
Bir katresini bir dolu sahbâya değişmem.

Sen naz ile gözler süzüp ettikçe tebessüm
Bir handeni vALLAHi bu dünyaya değişmem.





Mecnun isen ey dil sana Leylâ mı bulunmaz

Mecnun isen ey dil sana Leylâ mı bulunmaz
Bu goncaya bir bülbül-ü şeydâ mı bulunmaz

Sun şerbet-i lâl-i lebin ağyara vefasız
Saki mi bulunmaz bana sahbâ mı bulumaz

Arz etimiyorum âleme âlâmı derunum
Yoksa bana bir mahremi sevda mı bulunmaz

Bir sen misin âlemde tabîb illet-i aşka
Teşhisi dile başka etibba mı bulunmaz

Al aşkını ver gönlümü ALLAH için olsun
Dil vermek için dilberi rânâ mı bulunmaz

Me’ud edecek kimse seni yoksa Nezihe
Meşgul edecek bir sürü huyla mı bulunmaz



Aşkım Ebedidir

Aşkım ebedidir erecek sanına zevale
Dönsem elem-i kahr-ı firakınla hilale.

Bigâne-i gamdım seni ben görmeden evvel
Ettin bugün eğlencemi feryad ile nale

Sevdimse seni safvet-i vicdan ile sevdim:
Bir lâhza bile düşmedim ümmîd-i visale

Etmez mi eser kalbine feryadı hazinim?
Kâfir bile giryan oluyor şimdi bu hale.

Kim derdi kader dûr edecek birbirimizden
Eyyamı saadet dönecek böyle hayale.

Aylar seneler böyle firakınla geçerde
Hâla seni zalim edemem Hakka havale!

Feryad ederek ağlar ise çok mu Nezihe
Düştü yine bir sahili yok bahr-i melâle.
يازار: آیدا بیات  | ثابت لينك |